‘Genel’ kategorisi için arşiv.
Evrim karşıtlığı
Bugün Taksim'den metroya girerken gözüme bir sergi ilişti: Fosil sergisi. Kapıda bir görevli var. Geçen herkese "sergimize buyurun, ücretsiz" diyor.
Hayırdır dedim, girdim. Gözüme ilk çarpan şey fosillerin üstündeki açıklayıcı yazıların altındaki bastıra bastıra yazılmış ibare. Fosillerin ışık tuttuğu en önemli maddeler şunlarmış:
- Canlılar (türler) hiç değişmemiş. Fosillerde nasılsa şu anda da öyleymiş.
- Tüm canlılar kusursuzmuş.
İkinci şey de içerde küçük bir seminer olması ve gelenlerin bilgilendirilmesi.
Deniyor ki tüm canlılar böyle küt diye olmuş ve hiç değişmemiş. Yani insanoğlu da hiç mağara adamı falan olmamış, peyderpey günümüz insanı olmamış da, öyle pat diye oluvermiş bir anda. Hatta tüm canlılar insan için öyle pat diye yapılıvermiş.
Görevliler biyolog değil.
Gelen geçen herkes elini kolunu sallayarak yanlarından geçiyor, güvenlik neredeyse sıfır.
Burası İstanbul Taksim Metrosu'nun girişi. Günde yüzbinlerce kişi önünden geçiyor. Belki de bazı günler milyonlarca. Türkiye'deki en yoğun noktalardan biri. Orada bu sergiyi açabilmek için izin almak gerekiyor.
Gösterilen fosiller milyonlarca yıllık. Yanlış duymuyorsunuz, milyonlarca yıllık! Yani, bu organizasyonu yapanlar, milyonlarca yıllık fosilleri bulup bizim iyiliğimiz için ayağımıza kadar getirmişler. Hangi müzeden ne kadar süreli kiralandıklarını falan yazmaya gerek duymamışlar. Kendilerinin kim oldukları, nasıl finanse edildikleri, sergi açma iznini nasıl alabildikleri de pek önemli değil tabii. Bir de üşenmemişler, ne anlama geldiğini de bizim için düşünmüşler ve hap yapmışlar.
Bize düşen de bunu yutmak...
mı?
Hayır!
Sesimizi değil sözümüzü yükseltmek...
Bilimin ve özgür düşüncenin ışığını daha çok kişiye taşımak. Bunu, yorumlarla değil bulguları göstererek yapmak. Bunu yaparken bilimi de kutsallaştırmamak...
Bana kalırsa daha da önemlisi kardeşlerimize, çocuklarımıza, küçüklerimize mantığı, analitik düşünceyi, özgürce sorgulamayı öğretmek. Cevap vermek yerine soru sormanın daha önemli olduğunu göstermek. Bu özellikler kişinin olaylara bakışındaki temel yapıtaşlarını oluşturuyor. Bilim hayattaki onlarca önemli konudan yalnızca biri.
Notlar:
- İlgili bir video için buraya bakabilirsiniz. Kapıda duran, milyonlarca yıllık fosilleri hemen göreceksiniz.
- Burası bir evrim bloğu değil. Bilgisayar bilimleri odaklı bir blog. Genetik algoritmalar gibi konular da bilgisayar bilimlerinin ilgi alanında. Bilgisayarınızı bir evrim laboratuvarına çevirebilirsiniz.
- Evrim 'karşıt'ları her zaman olacaktır. Evrim güçlenmeye devam ettikçe karşıtlarının takipçi konumları daha da yerleşecek.
- Evrim Allah yok demez: İnsanoğlu dahil tüm canlılar böyle pat diye olmadı, yaşamın kanunu evrilmektir der ve bunun açıklamasını yapar. İnançlı bir insan yerçekimi kanununa nasıl bir hayranlıkla bakıyorsa evrime de aynı gözle bakabilir. İnanmak onun kendi tercihidir, başkalarını ilgilendirmez.
- Bir gün evrim de insanlığın nazarında dünyanın yuvarlak olması gibi bir yere gelecek ve şu anki 'karşıt' zihniyet bunun nasıl da mucizevi bir kanun olduğunun, her şeyin bu kurallarla evrildiğinin, bunun önceden müjdelendiğinin tellâlliğini yapacak. Fakat arkada, inanç sömürüsüyle elde ettikleri dağlar yanlarına kâr kalacak.
Yazılım kardeşliğine davet
Profesyonel ve hevesli programcılar için önerilen soru/cevap sitesine destek toplamak için hazırlanmış Yazılım Kardeşliği sitesi yayında! Twitter hesabı da burda.
Hatırlayalım: Bir ay kadar önce Stackexchange sitelerinin yeşerdiği Area51 alanında Türkçe Stackoverflow için tohum atılmıştı. Destek için iki kez çağrıda bulunmuştuk (1, 2). Bir sürü destekçi çıktı, duyuruldu ve bir ay gibi kısa sürede %44 gibi müthiş bir orana ulaştık! Oranı %100 yapınca beta aşamasına geçebileceğiz ve sitemiz deneme uçuşlarına başlayacak.
İsterseniz, şu yollarla destek olabilirsiniz:
- Taahhüt ('commitment') aşamasına katılabilirsiniz. (Burada şunu ifade etmek isterim. Şu anda nicelik için gerekli olan 200 kullanıcıyı tamamlamak üzereyiz. Nitelik konusunda ise yeterli değiliz. Herhangi bir Stackexchange sitesinde 200+ puana sahip 44 kullanıcımız var, bu sebeple %44'teyiz. %100'e erişebilmek için 66 tane daha 200+ puanda kullanıcıya ihtiyaç var. Eğer taahhüt aşamasına katıldıysanız ve 200+ puanda değilseniz sorular sorup cevaplar vererek 200+ puana ulaşmanıza ihtiyacımız var. Ya da yeni katılıp bu puanı hedefleyebilirsiniz. Acelemiz yok, peyderpey gidelim, nitelikten ödün vermeyelim.)
- Facebook, Twitter, Friendfeed, vd. sosyal ortamlarda site önerisini veya davet sitesini duyurabilirsiniz.
- Blogunuzda tanıtım yazısı ekleyebilirsiniz.
Yazılım Kardeşliği davet sitesine, Area51 Sıkça Sorular sorular'ın Türkçe çevirisi ve düşündüğüm grafikler dışında elimden geldiğince geniş içerik ekledim. Eksik kısımları da tamamlayınca yeniden duyuracağım.
Korna

Her gün sokağa çıkmamla birlikte şoförlerin saniye sektirmediği yaya tacizine maruz kalıyorum. Bir saniye bile korna sesine bezenmeden geçmiyor. Hele taksi ve dolmuş şoförleri yok mu, yollarda terör estiriyor. Evin köşesindeki kavşağa hiçbiri sinyal vererek girmiyor. Üniversiteye gidene kadar enerjimin belki de yarısını yollarda bırakıyorum. İnsanların yüzü sırf bu yüzden asık. Sırf kafa dinlemek için -daha uzun sürse de- yolun bir kısmında metroyu kullanıyorum. Kalabalık dahi olsa metroda yıpranmıyorum.
Tatilde gittiğim memleketim Bilecik bu konuda tam bir kafa huzuru sağlıyor. Orada insanlar selam vermek için korna çalarken, İstanbul'da korna çalmak küfretmek yerine geçiyor.
Bir gün, yolda yürürken elimdekileri korna çalan bir arabanın üstüne atmaktan ve şoföre var gücümle bağırmaktan korkuyorum. Ya da camdan aşağı merdane falan fırlatmayı düşünüyorum. Korna çalındığında çıkan sesin bir kısmını da taşıtın içine versek ne güzel olur. Böylelikle biraz empati kurup beni bu dertten kurtarırlar.
Yolculuk
Eğer tünelin sonunda aydınlık bir dünya beklerseniz, tünelin karanlığı daha da uzun sürer. Artık lezzetli şeyler yemek istemediğinizde, ne yerseniz yiyin, bunun gerçek tadını alabilirsiniz. Bir yemek masasını doğal beslenmenin sade gıdalarıyla donatmak kolaydır, ama böyle bir ziyafetin gerçekten tadını çıkarabilenler azdır.
Masanobu Fukuoka, "Ekin Sapı Devrimi", Kaos Yay., 2. baskı, Mart 2011, sf. 134.
Kaynak kod deposu kullanın, kullandırın
Üniversitede yapılan projeler genelde uzun soluklu değil. Çoğu, not almak için yapılan ödevlerden ibaret. Akademik projelerde ise bütünlüklü bir proje çıkaran çok çok az grup var. Görünen o ki adı grup olmasına rağmen herkes tek başına takılıyor; yaptıklarını bir rapora çevirip ya dersin hocasına, ya da bir makaleye sunuyor. Durum böyle olunca da şeffaflık gerçekten büyük bir problem oluyor.
Bundan iki sene önce Almanya'ya değişim için gittiğimde ilk dikkatimi çeken şey birlikte çalışabilmeleri ve açık olmaları idi. Bir-iki gün içinde bana bir svn hesabı açıp şifre verdiler. Birlikte çalışacağımız arkadaş ile bir proje oluşturup oraya yükledik. Viki için de hesap açtılar, baktım ki içi bir hayli dolu. Kim ne zaman tatile çıkıyor, kim ne zaman orada olacak, neyden sorumlu, neler yaptı, vb. her şey açıkta. Benim inatla yeşertmeye çalıştığım şeyleri böyle görüverince şaşırıp kalmıştım. Sonradan gittiğim iyi yerlerde hep bunu gördüm. Küçük çaplı da olsa ben de uygulamaya çalıştım. Örneğin lisans öğrencilerinin proje danışmanlığını yaparken hemen bir kod deposu açtık ve işlerin nasıl ilerlediğini oradan takip ettim. Daha sonra da öğrencilerin kayıtlı oldukları asıl hocalarına öğrencinin performansı hakkında değerlendirme yaparken bu verileri kullandım. Örneğin Yunus ile yaptığımız sıradan haftalık toplantımızda kodu svn'den çekip kendi bilgisayarımda denedim. Neler yapılacağını kararlaştırdık ve madde madde girdik. Bu yöntemi nasıl geliştirebileceğimizi de süreç içinde hep konuştuk. Sonradan projeyi Yunus'un ve benim yoğunluğumuzdan dolayı bitirdik ama olduğu kadarıyla bile çok sağlıklı ilerledi ve sıfırdan başladığımız projeyi bir hayli geliştirerek SİU'da demosunu yaptık. Benzer yöntemi Onur'la da denedik ve onu da sunduk. Her iki durumda da baştan zor gelse de süreçten hem ben hem onlar gayet memnun kaldık. Her hafta ne kadar ilerleme kaydedildi görebildim ve ona göre daha somut konuştuk. Gerektiğinde ben de kodlamaya katıldım. Tuttuğumuz yöntem hem Yunus'la hem de Onur'la şahane işledi çünkü yaptıklarının ortada olmasından korkmuyorlardı, çalışkan insanlardı. Başka bir öğrenciyle bu işe giriştiğimizde tam bir hüsrana uğradık. Bir dönem boyunca depoya bir satır bile kod yüklemedi! Tabii ben de hocaya bunu gösterdim ve dersten kaldı, ya da hocanın yumuşak yürekliliği ile ek bir rapor hazırlayıp DD ile de olsa geçti. Tek kişilik olmayan projelerde daha anlamlı olan bu yöntemi yazılım mühendisliğine giriş dersi öğrencilerine danışmanlık yaptığımda da denedim. Baştan söyledim herkes kendi kullanıcı adı ile girsin kodlarını diye. Kimin rapora ne derece katkıda bulunduğunu, kimin tasarımla uğraştığını, vd. gördüm ve ona göre bir toplantı yapıp projenin değerlendirmesini yaptık. Değerlendirmeyi de açık yapmaya çalıştık.
Kindle 3 değerlendirmesi ve İdefix'ten Kindle'a dönüşüm
Birkaç gün önce Kindle 3 aldım. Sadece yorumlardan ve videolardan biliyordum, tereddütlüydüm, fakat beklentimden çok daha güzel çıktı. E-mürekkep teknolojisi ağzımı açık bıraktıracak kadar hoş bir teknolojiymiş. Elime ulaştığında ekrandaki resmi kağıt sanıp çıkarmaya çalışacak kadar bihaber kalmışım bu teknolojiden! Kitap okumak için birebir bir alet. Kindle'la birlikte bir de ışıklı kılıf aldım. Gece karanlığında kitap okumanın tadına doyum olmuyor. Kindle'ı alırken hem Amazon'dan kitap alıp okumak hem de makale okumak için kullanmayı düşünmüştüm. Birkaç günlük deneyimin ardından öğrendiklerimi paylaşayım istedim.
İlk kitabımı alarak denedim, çok güzel. İster Amazon.com'daki rafınıza giderek dosyayı bilgisayara indirip ordan USB ile Kindle'a atıyorsunuz, ister Kindle ile kablosuz ağa bağlanıp doğrudan indiriyorsunuz. Bunun yanında kitaplarınızı Cloud Reader ile bilgisayarınızda veya Kindle for Android ile akıllı telefonunuzda okuyabiliyorsunuz. Bu yazılımlar kitapta nerede kaldığınızı, yer imlerinizi ve notlarınızı eşliyor, böylece bir sonraki okumanızda kaldığınız yerden devam edebilmenizi sağlıyor. Elbette bunun için okuduğunuz aracın İnternet erişiminin olması lazım. Yani farz-ı misal gece İnternet'e bağlı Kindle'dan kitabınızı okuyordunuz, uykunuz geldi yattınız uyudunuz. Sabah işe giderken otobüste trafiğe takıldınız, Android ile kaldığınız yerden devam edebiliyorsunuz.
Birkaç tavsiye yazılım
Basit işlevler gören fakat çok faydalı bulduğum birkaç yazılımı paylaşayım istedim.
F-lux: Ekran ışığını saate göre ayarlar. Programı ilk yüklediğinizde fark edeceğiniz şey şu ana kadar gece ve gündüz aynı ayarlarda kullandığınız ekranınızın gözünüzü ne kadar yormuş olduğu olacak. Göz sağlığınız için kurun derim.
Workrave: Bilgisayar başında uzun süre geçirenlerin ileride yakalanabileceği eklem rahatsızlıkları için bir önlem. Bununla ilgili önceden yazmıştım ama yine hatırlatmak istedim.
Stayfocusd: Chrome ekletisi. Dalıp gittiğiniz siteler (gazeteler, sosyal ağlar vb.) için günlük kullanım sınırı koymaya yarıyor. Bu gibi sitelerde saatlerce zaman geçirip fark edemeyebiliyorsunuz ama dışarıdan gelen bir uyarı kendinize gelmenizi sağlayabiliyor. Bir de işin erişim masrafını arttırmak da bir çözüm. Yani boşta kalan parmaklarınız bilinçsizce "Ctrl + T" yapıp tarayıcıya Facebook yazmış olabiliyor. Ve sonrasında çarçur edilen saatler. Ama karşınızda uyarı sayfası çıkınca bilinçli bir tercih yapabiliyorsunuz. Ne zaman, ne kadar kullanmanıza izin olduğunu ayarlıyorsunuz. Bunun Firefox için olanı da var: Leechblock. Zaman asalağı bu sitelerin gün içindeki kullanımlarına bir sınır getirmek verimli çalışmak için iyi bence.
Teracopy: Windows'un kopyala/yapıştır işlevlerini devralıyor. Harici disklerden kopyalama falan yapıyorsanız bilirsiniz; iki kopyalamayı aynı anda yaptıysanız geçen süre çok uzun olabiliyor çünkü Windows bunları bir kuyruğa sokmuyor, bir koltuğa iki karpuz sığdırmaya çalışıyor. Öyle olmasın diye de siz bekliyorsunuz bu sefer, al sana zaman kaybı. Teracopy aynı diske olan alışverişleri bir kuyruğa koyuyor. Arayüzünde duraklat butonu da var.
Bunlar dışında Dropbox ve Mendeley de kullandığım gözde yazılımlardan. Önceden yeterince reklamını yaptığım için detaylı anlatmayayım.
Bilgi ile bilinç kaynağı arasındaki fark
Modern rasyonel insan kendi çelişkili doğasına zıt bir biçimde, çoğu söylemin içinde tam bir tutarlılık bekliyor. Bundan öte konu edindiği söylemin bilgi vermesini bekliyor, bunun için çabalıyor ve sonra kendi sonunu hazırlayıp tüm söylemi çöpe atıyor. Konuyu daha somutlaştıracak olursam buna dini örnek gösterebilirim. İnsanlar kutsal kitabı bir fizik veya matematik kitabı gibi okumaya kalkışıyor, kuantum konusunda bile birçok şey söylenmesi lazım geldiği gibi baştan yanlış olan mantıksal bir maceraya kalkışıyor ve p ise q ile yetinmek yerine p ise z gibi dolambaçlı argümanlar bulup gülünç duruma düşebiliyor. Ya da tam tersine belli bir bilginin yanlışlığına takılıp büyük resmi unutuyor. Gözle görünene dürbünle ya da mikroskopla bakmaya benziyor bu durum. Oysa kutsal kitap bir bilgi kaynağından öte bir bilinç kaynağı. İçinde birçok bilgi içermesi bunu değiştirmez, o yine de bir bilinci aşılamayı hedefler. Bilgiler güncellenebilir, fakat oturacağı zemin bellidir. Ancak öyle okununca 21. yüzyılda yaşayan insana içinde taşıdığı bilgeliği aşılayabilir. Bu bilgeliği ileri taşıyamayan insanların oluşturduğu toplumlar yalnızca ritüellere bağlı kalır ve işin özü, yani bilinç tarihe gömülür. Böyle bakınca bir kitâbe bile yüzlerce yıl öteden yüreğimize seslenebilir.
Bu durum matematikte veya herhangi bir bilim dalında da böyle diye düşünmeye başladım. Okurken bilgileri alıyoruz, büyük resim üstüne pek düşünmüyoruz. Yaygın tabiriyle formül ezberliyoruz. Bazılarımız, belki lise seviyesindeki derslerde bunu aşabiliyor ama üniversitede buna mahkum oluyoruz. Hatta beynimize taktığımız prangaları yaratanlar bizleriz. Okuduğumuz metni salt gerçekmiş gibi ele alıyoruz. Aydınlanmanın mihenk taşı olan deney yapma bilincini görmeyip yalnızca elde edilen sonuçlara, yani bilgiye odaklanıyoruz. Hatta deneyi tekrarlamıyoruz bile. Derslerde bilinç edinmek yerine slaytlardaki sonuçları görüp görüp geçiyoruz. Sormadığımız, merak etmediğimiz ve hiç işimize yaramayacak bilgilerle çocukluktan beri dolduruluyoruz. Tarif ettiğim modern rasyonel insanı yıllarca içimde yaşattığımı bilerek şimdilerde bir arayış içindeyim. Aradığım o bilinç nerede göremiyorum. Yalnızca bilgiye taparcasına bağlanıp kafamıza onca saçma bilgileri sokan bu düşünüş biçiminin tamamen yanlış olduğunu düşünüyorum.
Bilgi ile bilinç çok farklı kavramlar. İhtiyacımız olan şey bilinç. Kuru kuru bilgi edinmek değil. Özümsediğimiz bir bilinç, bir arayışa girecek ve ihtiyacımız olan bilgileri zaten doğuracaktır. Kendi doğuramazsa da onu doğuranları bulup evlat edinecektir.
Tophane sırtlarında
Sene 2011... Taksim'deyiz... Nereye gidelim diye düşünüyoruz. Dediler ki Cihangir'deki merdivene gidelim. Nereden bahsediyorlar bilmiyorum, sanıyorum ki kafe falan var Merdiven adında. Malum, Cihangir'i pek bilmişliğim yok. Bir iki kez gittim zamanında, onlarda da çay parasını görünce bir daha gitmedim. Neyse, oyunbozanlık yapmayayım dedim, uydum güruha, gittik Cihangir'e. Meğersem merdiven dedikleri yer cidden de manzaraya karşı duran merdivenlerden öte bir yer değilmiş. Kısacası bildiğimiz manzaralı beleş tepeymiş. Sadece biz de değilmişiz gelen, her yer insan kaynıyor. Hemen altımızdaki yola arabalarıyla kamp kurmuş apaçilerin verdiği son ses müzikle herkes özgürlüğün tadını çıkarıyor! Biraz ötede bulunan açık hava umumi helanın verdiği muhteşem efektlerle müzik daha da karıyor atmesferi... Karşımızda deniz gümrüğü var. Kıyıya kocaman bir gemi yanaşmış. Hani şu gökdelen uzunluğundaki Titanikvari gemilerden. Hep kıyıda görürüm onları, geçende arkadaşla boğazda ilerlerken görünce heyecanlanmıştık. Bu sefer yine kıyıda. Işıl ışıl her yeri. Tophane sırtlarından izliyoruz manzarayı. Apaçilerin koruması eşliğinde, güven içinde. Karşımızda Kılıç Ali Paşa Camii. Boğaz durgun...
Sene 1579... Boğaz hareketli... Bize öğretilen sırtı sıvazlanmış Osmanlı tarihinde, ilerlemeye inat karanlık bir gün. Tophane sırtlarında bir bilim yuvası, Takiyüddin'in göz nuru rasathanesi. O Takiyüddin ki Avrupa'nın en ileri astronomu olan, Kepler'in hocası Tycho Brahe'den aşağı kalır yanı olmayan gözlemlere imza atmış, o rasathane ki dönemin en ileri teknolojisini kullanan araç gereçlerle bezenmiş... Rasathane'de sessiz bir bekleyiş. Kıyıda Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa. Elinde Şeyhülislam fetvalı Padişah 3. Murat'ın fermanı. Emrinde dudaklarından çıkacak atış sözcüğünü bekleyen Osmanlı Donanması. Ve gelen emirle yerle bir olan rasathane, bilim yuvası. Şeyhülislama göre suçu, veba salgınına neden olan kuyrukluyıldızın buradan gözlemlenmiş olması. Rasathane yerle bir, Takiyüddin perişan. Önceden yıldızlara uzanan gözleri şimdi önüne bakacak. Ve bu topraklarda üç yüzyıl boyunca kimse tekrardan rasathane kurmaya kalkışamayacak*. Hayyam'ın dizeleri Takiyüddin gibi, Hezarfen gibi nicelerine ağıt olacak. Ve bu ağıt içimizde hep yaşayacak...
Öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik;
Yüzlerce incimiz vardı delinmedik.
Sersemliği yüzünden bilgisizlerin.
Renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.
Stressavar
Hep karşılaşırız, stresi daha gelmeden savmak için türlü reçeteler vardır. Çoğuna kulak asmam aslında. Çünkü birbiriyle tutarsız ve uygulanışı kendi başına stres unsuru olan eylemlerden ibaret olurlar. Ama bir süre önce bir listeye denk geldim, tabi önce böyle bir önyargıyla okumaya başladım... Sonra baktım ki çoğu tavsiye benim zaman içinde öğrendiğim veya yapsam ne güzel olur dediğim şeylerden oluşuyor. Bir köşeye not ettim bu listeyi. Dedim ki buraya da not edeyim, güzel bu liste. Arada döner bakarım. Bloğun temasıyla çok uyumlu değil belki ama arada değişiklik yapmak iyidir.

