‘kitap’ etiketi için arşiv.
Yapay Öğrenme
Ethem Alpaydın'ın (Introduction to Machine Learning kitabının Türkçesi olan) Yapay Öğrenme kitabı Boğaziçi Üni. Yayınevi tarafından yayınlandı. Yapay öğrenme konusunda meraklı herkese duyurulur.
Kitabın arka kapağından:
Yapay öğrenme, bilgisayarların bir problemi çözmekte örnek veri ya da deneyimi kullanacak biçimde programlanmasıdır. Yüz tanıma, konuşma tanıma, istenmeyen e-postaların süzülmesi, kredi risk hesabı, müşteri bölütleme gibi uygulamalar yanında yapay zekâda, robotikte, biyoinformatikte, doğal dil işlemede son yıllarda büyük miktarda veriyi işleyerek bilgi çıkartan yapay öğrenme yöntemleri her gün daha çok öne çıkmaktadır.
Kapsamı oldukça geniş olan bu kitapta, gözetimli, gözetimsiz ve pekiştirmeli öğrenme için kullanılan tüm yaklaşımlar, olasılık tabanlı modeller, yapay sinir ağları, karar ağaçları, saklı Markov modelleri, çekirdek makineleri, Bayesçi yöntemler ve çizgesel ağlar işlenmekte, ayrıca boyut azaltma, öbekleme, model birleştirme, deney tasarımı ve çözümleme gibi konular ayrıntılı olarak tartışılmaktadır. Tüm yöntemler, okuyucunun gerektiğinde denklemleri bilgisayar programına kolayca dönüştürebilmesini sağlayacak düzeyde ele alınmaktadır.
Dil üstüne
Bunca sorun dururken dille uğraşmayı gereksiz bulanlar var mıdır, bilmiyorum. Gereksiz değildir; çünkü dildeki bozulma, hem o sorunların göstergesidir hem de dolaylı olarak nedeni. Türkçenin bu kadar kötü kullanılıyor olması, bütün işlerin kötüye gidiyor olmasından bağımsız mı?Üstüne titrediğimiz bir anadilimiz olsaydı, başkaca sahip olduklarımızın da üstüne titremez miydik?
Anadilimize saygı duysaydık başka anadillere de saygı duymaz mıydık?
Dili doğru dürüst kullanamayan insanın, doğru, mantıklı, kapsamlı düşündüğüne inanıyorsanız bu inancınızdan hemen vazgeçin. Ne kadar konuşuyor, ne kadar yazıyor, nasıl anlatıyorsa o kadardır o insan, daha fazla değil. Düşünmeyi de biçimlendiren dildir çünkü. Hiç kimse dil olmadan düşünemez.
Türkler anadillerini pek sevmez. Düşünmeyi de sevmez zaten. Siz bakmayın derin düşünceleri varmış da bunları bir türlü anlatamıyormuş gibi iki sözün arasına İngilizce sözcükler sıkıştıranlara. Bunlar genellikle "-mış gibi yapanlardır". Düşünüyor -muş gibi yapanlar, anlatamıyor -muş gibi yapanlar. Yoksa gerçekten düşünüyor olsalar anadilleriyle düşündükleri bir gerçeği, niye yabancı sözcüklerle anlatmaya kalksınlar? Anlattıkları sözcüklerle düşünüyor olduklarını varsaymak daha da çelişkili, ürkütücü sonuçlara götürür bizi. Anadilimiz düşünmeye yetmiyor mu, o duruma mı getirdik Türkçeyi?
Feyza Hepçilingirler, "Türkçe 'Off'", Everest Y., 35. Basım, sf. 39-40.
Eğitim ve önyargılarımız
Bu sıralar bir taraftan doktora yeterliliğe çalışırken bir taraftan da Cordelia Fine'ın yazdığı ve Pınar Turanlı'nın dilimize kazandırdığı "Başına Buyruk Beyin: Beynimiz nasıl çarpıtıyor? Nasıl kandırıyor?" adlı kitabı okuyorum. Oldukça şaşırtıcı deneyler ve bu deneyler üstüne yazarın yorumları akıcı bir dille okura sunulmuş. Kitabı çok beğendim. Beyninize olan güveninizi biraz sınamak isterseniz okumak çok hoşunuza gidecektir. Özellikle ilgimi çeken iki deneyi kitaptaki haliyle paylaşmak istiyorum.
Adı çıkmış bir deneyde iki psikolog, Robert Roshental ve Lenore Jacobson dikkatlerini bir okulun sınıfına yöneltmişlerdir. Bir grup okul çocuğuna, zeka seviyelerini ölçtüğü söylenen bir test verildi. Ardından, tahmin edeceğiniz üzere, testin sonuçlarına göre öğretmenlere küçük Johnny, Sally, Eddy ve Mary'nin zeka seviyelerinde birkaç ay içinde bir parlama olacağı söylendi. Aslında bu çocuklar sınıf listesinden rastgele seçilmişlerdi. Ancak öğretmenlerin bu çocuklar hakkında besledikleri olumlu gelişme beklentilerinin, onların zekalarında gerçekten de ölçülebilir bir gelişmeye yol açtığı gözlemlendi. Rosenthal bu sonucu "Bu çocukların gelişme göstereceğine dair büyük beklentileri olan öğretmenlerin onlara karşı 'daha çok ve daha samimi öğret' şeklinde yaklaşmalarına" bağlamıştır. Öğretmenlerin belli kalıplarının ve önyargılarının çocuğunuz üstünde ne denli etkili olabileceğini düşünmek oldukça sıradışıdır. Şayet oğlunuz farkında olmadan öğretmeninin aklındaki "Erkek çocukları kitap okumaktan hoşlanmaz" düşüncesini doğrulayan bir tarza sahipse, bu aslında tamamen öğretmenin böyle düşünmesinden kaynaklanıyor olabilir [1].


