Boğaziçi’nde, her akşam derslerin bitişinde, Fizik Bölümü’nden Alpar Hoca ve Taylan Hoca’nın öncülüğündeki NOVA komitesi tarafından seçilen bir belgesel gösteriliyor. Gösterimin sorumluluğunu her hafta bir bölüm üstleniyor ve bir hafta boyunca aynı belgesel gösteriliyor. Bu hafta Monster of the Milky Way gösterimde ve sıra bizim bölümde. Itır ile birlikte bu işe gönüllü çıktık. Sorumluların her gösterimin sonunda kaç kişi geldiğini, sorun çıkıp çıkmadığını yazdığı bir seyir defteri var. Önceki günlere baktım, diğer bölümlerde daha fazla gönüllü çıkmış. Yani bizim bölüm fen bilimleri enstitüsüne bağlılığını hakkıyla veriyor…

Neyse, sorumluluk için gönüllü çıkmaması ayrı üzücü bir mesele ama asıl mesele şu ki; koca Boğaziçi’nden gösterilere günlük ortalama 5-10 kişi geliyor. Yani talep de neredeyse yok. Dün 4 kişi vardı izleyen, bugün 6 oldu! Öncekilerde de izleyici olarak gidiyordum ve durum farklı değildi. Burası Boğaziçi, ülkenin en meraklı (!) gençlerinin olduğu okullardan biri! Einstein, Newton, Darwin, DNA’nın çözülmesi, Mars’a yolculuk gibi konulara bile ilgi yok… Halbu ki belgeseller o kadar özenle hazırlanmış ki; efektler, oyunculuklar, kostümler, her şey ince ince düşünülmüş. Bir gelseler, bir daha gelmek isteyeceklerine eminim.

Belgesel oynatılan binanın altında kantin var. İçerde onlarca kişi oturuyor, önünden yüzlerce kişi geçiyor; sınavlar, şikayetler, maçlar, yakınmalar, hocalar, hayıflanmalar … Bir üst katta da 5-10 kişi ; okulda yaratılmaya çalışılan bilim rüzgarına kendilerini bırakıyorlar. Ne sınavda çıkacak bunlar, ne de CV’ye yazılacak; sadece insanların hayata bakışlarını değiştirecek. Bunu yaşamayan bilemez…

Şöyle bir deney hazırlayabilsek: Bilmem kaç tane öğrenciyi, öğretmeni dünyanın eğitim sisteminden soyutlasak. Öğretmenler çocuklara sınavda kafadan 323*587′nin cevabını sorsalar, Akdeniz’de kaç tane fok çeşidi olduğunu sorsalar, işaret parmağımızın tırnağını kökünden kessek kaç günde uzarı sorsalar, Osmanlı’nın yirmiüçüncü padişahının ikinci karısının büyük halasının saç rengini sorsalar. Ve tüm bunlara göre bir sıralama yapsalar, ona göre insanları övseler, sıralamaları kapılara assalar, radyolardan duyursalar. Derece yapanların karizması olsa. Daha iyi iş imkanı bulabilseler. Eleman birinci olsa ama “Neden bizim bu gruptan yaratıcı, devrimci bireyler çıkamıyor?” diye bir soru sormasa. Sivrisinekler saz çalsa, sıralar süngerden olsa uyusak. Yani kısacası, körler sağırlar birbirini ağırlasa…

Bana kalırsa bu deney tutar!