Powerpoint’in üniversite derslerinde kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşıyor ve bu süreç zaten sorunlu olan sistemi daha da çıkmaza sokuyor. Walter Lewin, MIT’deki şu meşhur fizik derslerini anlatabilmek için haftalık 20 saatten fazla kafa yoradursun, bize eğitim verdiğini düşünen insanlar 90 slayt/saat hız sınırını aşmakta ısrar ediyor. Bizi bunlara maruz bırakan ilgili eğitim canavarına X diyelim. X kişisi mutlaka sizin de öğrenim hayatınızın bir kısmında -çalışıp gelişmek isteyen- beyninize slaytlarla hücum etmiştir. X kişileri düşüncelerimden biraz alınabilirler ama ben de onların tembelliklerine yorgan ettikleri ppt uzantısından pek hoşnut sayılmam.

Tüm X kişileri tamamen aynı olmasa da genel bir X kişisi şöyle özellikler gösterir;

  • Tembeldir. Ders için emek harcamak istemez. Ders kitabı ile gelen veya biraz arama ile internetten bulunan slaytları derler, toparlar, derste öğrencinin önünde okur.
  • Slaytlarda biraz matematik, biraz figür, biraz da resim bulundurmaya özen gösterir ve böyle olunca öğrencinin konuyu anlayacağını sanır.  6×6′lık matrislerin ve terslerinin slayta düştüğüne tanık olmuşumdur.
  • Slayttaki matematik, matematik değildir. Tanımlar iyi yapılmamıştır, formüller karmakarışık ve düzgün bir formattan yoksundur ve vahiy yoluyla slayta düşmüşlerdir.
  • Hiçbir zaman sonraki slaytlara atfen, “şimdi şöyle şöyle idi, bunları yaptık, düşünün bakalım bir sonraki aşamada ne gelecek” gibi sorular sarfetmez çünkü gelecek slayt, onun için de bir sürprizdir.
  • Slaytları ilk hazırladığı veya o dersi ilk verdiği yıl, sonrakilere oranla iyi çalışır ve yavaş hazmettiğini bildiği için ilk yıla yaklaşık 50 slayt/saat hız ile başlar fakat bu performansı yıllar geçtikçe yaşının öğrencilik yaşına olan uzaklığının karesi ile doğru orantılı olarak artar. Fakat öğrenciler her yıl değişir ve yeni gelenler eskilerinin ilk konumlarından başlarlar.
  • Slaytlardaki çoğu şeyi esgeçer. Bunlara evde bakarsınız der.
  • Nadiren de olsa (şimdiye kadar bir kere rastladım) slaytları iyi anlatmak için ciddi emek verdiği olabilir. Slaytların hiçbirini esgeçmemeye ve tane tane gitmeye özen gösterebilir. Ölümcül bir durum değildir artık, bu X kişisi için sözüm meclisten dışarı.

Churchill’in bir sözü vardır: “We shape our buildings; thereafter they shape us.” (Binalarımızı şekillendiririz, ardından da onlar bizi şekillendirir.) Tasarımı da sınıfın bir parçası gibi düşünerek soruyorum: Neden MIT’de kürsünün arkasında 6 tahta bulunur da tahta yerine koca bir slayt bezi bulunmaz, hiç düşündünüz mü? Ya da neden dünyanın önde gelen hocaları slayt kullanmak yerine tebeşir kullanır? Yeri geldiğinde bir resim bin sayfa yazıya bedeldir elbette, ya da bir animasyon bin resme bedeldir. Bunun için resim/animasyon kullanılır fakat dediğim gibi, “yeri geldiğinde” kullanılır. Örneğin resim işlemeyi ele alırsak, konuların tamamıyla tahtada anlatılabilmesi mümkün gözükmüyor çünkü adı üstünde birçok resme, görüntüye ve algoritmalarla onların nasıl değiştiğine ihtiyaç var. Hatta hayallerimde bu tarz dersleri demolarla yürüten hocalarla tanışmak, onlardan ders almak var.

Adım adım gitmeyip beynimizi USB girişi gibi gören zihniyetle, bu zihniyetin başvurduğu kolaycı yöntemlerle ve en yaygını olan hazır sunumları kullanarak ders saatini kotarmakla yıllardır hiç uyuşamadım. Uyuşacağımı da sanmıyorum.

Bilgisayar bir işi kolaylaştırabilir, ama kimin işini?

İlginizi çekerse burada da bir güldürü var.