Kütüphanenin camından caddeye doğru bakınca direklere asılmış reklamları görüyorum; “Tanıtım günleri” yazıyor. Fatih Üniversitesi’nin pek iddialı solganlarla süslediği reklam afişleri bunlar. Büyük reklam panolarında da var. İlk 1000′e giren öğrencilerin en çok tercih ettiği ikinci üniversiteymiş! Onu düşünürken metrodaki reklam panolarında Kadir Has’ın reklamlarını görüyorum. Reklamda presentabl bir mezun yüzü var. Kızın yanağına da üniversitenin şaşaalı mottosunu mavi yazıyla koymuşlar. Colins’in, Nike’ın reklamlarından farklı değil. Çoğu şeye yaptığım gibi gülüp geçemiyorum. Sadece bu üniversiteler değil reklam veren; çoğu özel üniversite PR (public relations – halkla ilişkiler) çalışmalarında sınırları zorluyor. Bu reklamların çoğu diğer tüm reklamlar gibi göz boyamayı iyi beceriyor. Bunun öğrenci kapmada işe yaradığını acı bir biçimde fark eden bu ülkenin en köklü devlet üniversiteleri de bu olaylardan etkilenmeye başlıyor. Piyasa haline gelmeye başlayan eğitimde eski büyük dilimini kaybetmemek için işin özünden kopup karşısındaki uzman piyasacının yöntemlerini kullanarak onunla rekabete girişiyor. Zaten kısıtlı olan imkanlarını bunun için seferber ediyor. Bu şu an için bir öndelik kazandırabilir ama birkaç yıl sonra bu tür çalışmalar varsayılan eylemler olmaya başlayacak ve yapmayan kazanamayacak. Herkes yaptığı için, ya da yapmak zorunda olduğu için bir kâr da getirmeyecek ve hepimiz boşu boşuna bunlarla uğraşıyor olacağız. Zaten koptuğumuz eğitimden daha da uzaklara savrulacağız.