Arama algoritmalarında kendimize bir arama uzayı tanımlarız. Bunun ne olduğunu anlamak için bilgisayar bilimleri okumaya hiç gerek yok. Şöyle anlatayım: Herkesin hayatı, kendisi için tanımlı olan uzay ve herkesin aradığı bir şey var. Hangi algoritmayı kullandığımız (düzen, çalışma/sorgulama biçimi), nasıl bir donanıma sahip olduğumuz (zeka, pratik, ekonomik durum), kaç işlemciyle çalıştığımız (uyumluluk, birlikte çalışabilme [iş yapıp yaptırabilme] yeteneği) gibi etkenler başarıyı etkiliyor. Şüphesiz herkesin farklı bir algoritması var bu arama işleminde. Ama sanıyorum ki hepimizin kullandığı temel bir yöntem var: Bir yolda gideriz, yol ayrımına gelirsek bizi daha iyi yola sokacak yöne döneriz. Bazen de umudumuzu yitirir ve seçimi o yollardan birine doğru yapmayız. Bir sıçrama yapar ve bambaşka bir noktasına gideriz bu uzayın. Sıçramaları çocukken daha sık yapar, büyüdükçe yapışıp kalırız yolumuza. Genel olarak çok sıçrama yaparsak, aradığımızı bulamayız; az sıçrarsak yerel iyilerle yetinmek durumunda kalır, en güzelinden mahrum oluruz. Buna bilgisayar biliminde Benzetimsel Tavlama (Simulated Annealing) demişler. Bu algoritmaları, bizim de birer gezgin olduğumuzu düşünüp kısacık ömrümüzün arama/tarama ile geçtiğini hesaba katarak okursak muhakkak daha farklı yorumlarız. Yani, insandan kopuk şeyler değildir özlerinde.

Benzetimsel tavlama, sonsuzda global en iyiyi mutlaka bulacaktır. Sonsuz?.. ve en iyi?.. Hayatımızın sonsuz olmadığını ve -göreceli yaşanan her yaşamda- seçim yaparken 3 ile 5′i karşılaştırırkenki basitlik lüksüne sahip olmadığımızı aklımızdan çıkarmayalım.