Mayıs 2010 için arşiv
Powerpoint'in öldürdüğü beyinler
Powerpoint'in üniversite derslerinde kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşıyor ve bu süreç zaten sorunlu olan sistemi daha da çıkmaza sokuyor. Walter Lewin, MIT'deki şu meşhur fizik derslerini anlatabilmek için haftalık 20 saatten fazla kafa yoradursun, bize eğitim verdiğini düşünen insanlar 90 slayt/saat hız sınırını aşmakta ısrar ediyor. Bizi bunlara maruz bırakan ilgili eğitim canavarına X diyelim. X kişisi mutlaka sizin de öğrenim hayatınızın bir kısmında -çalışıp gelişmek isteyen- beyninize slaytlarla hücum etmiştir. X kişileri düşüncelerimden biraz alınabilirler ama ben de onların tembelliklerine yorgan ettikleri ppt uzantısından pek hoşnut sayılmam.
Tüm X kişileri tamamen aynı olmasa da genel bir X kişisi şöyle özellikler gösterir;
- Tembeldir. Ders için emek harcamak istemez. Ders kitabı ile gelen veya biraz arama ile internetten bulunan slaytları derler, toparlar, derste öğrencinin önünde okur.
- Slaytlarda biraz matematik, biraz figür, biraz da resim bulundurmaya özen gösterir ve böyle olunca öğrencinin konuyu anlayacağını sanır. 6x6'lık matrislerin ve terslerinin slayta düştüğüne tanık olmuşumdur.
- Slayttaki matematik, matematik değildir. Tanımlar iyi yapılmamıştır, formüller karmakarışık ve düzgün bir formattan yoksundur ve vahiy yoluyla slayta düşmüşlerdir.
- Hiçbir zaman sonraki slaytlara atfen, "şimdi şöyle şöyle idi, bunları yaptık, düşünün bakalım bir sonraki aşamada ne gelecek" gibi sorular sarfetmez çünkü gelecek slayt, onun için de bir sürprizdir.
- Slaytları ilk hazırladığı veya o dersi ilk verdiği yıl, sonrakilere oranla iyi çalışır ve yavaş hazmettiğini bildiği için ilk yıla yaklaşık 50 slayt/saat hız ile başlar fakat bu performansı yıllar geçtikçe yaşının öğrencilik yaşına olan uzaklığının karesi ile doğru orantılı olarak artar. Fakat öğrenciler her yıl değişir ve yeni gelenler eskilerinin ilk konumlarından başlarlar.
- Slaytlardaki çoğu şeyi esgeçer. Bunlara evde bakarsınız der.
- Nadiren de olsa (şimdiye kadar bir kere rastladım) slaytları iyi anlatmak için ciddi emek verdiği olabilir. Slaytların hiçbirini esgeçmemeye ve tane tane gitmeye özen gösterebilir. Ölümcül bir durum değildir artık, bu X kişisi için sözüm meclisten dışarı.
Churchill'in bir sözü vardır: "We shape our buildings; thereafter they shape us." (Binalarımızı şekillendiririz, ardından da onlar bizi şekillendirir.) Tasarımı da sınıfın bir parçası gibi düşünerek soruyorum: Neden MIT'de kürsünün arkasında 6 tahta bulunur da tahta yerine koca bir slayt bezi bulunmaz, hiç düşündünüz mü? Ya da neden dünyanın önde gelen hocaları slayt kullanmak yerine tebeşir kullanır? Yeri geldiğinde bir resim bin sayfa yazıya bedeldir elbette, ya da bir animasyon bin resme bedeldir. Bunun için resim/animasyon kullanılır fakat dediğim gibi, "yeri geldiğinde" kullanılır. Örneğin resim işlemeyi ele alırsak, konuların tamamıyla tahtada anlatılabilmesi mümkün gözükmüyor çünkü adı üstünde birçok resme, görüntüye ve algoritmalarla onların nasıl değiştiğine ihtiyaç var. Hatta hayallerimde bu tarz dersleri demolarla yürüten hocalarla tanışmak, onlardan ders almak var.
Adım adım gitmeyip beynimizi USB girişi gibi gören zihniyetle, bu zihniyetin başvurduğu kolaycı yöntemlerle ve en yaygını olan hazır sunumları kullanarak ders saatini kotarmakla yıllardır hiç uyuşamadım. Uyuşacağımı da sanmıyorum.
Bilgisayar bir işi kolaylaştırabilir, ama kimin işini?
İlginizi çekerse burada güzel bir yazı var, burada da bir güldürü.
Duvarsız eğitim
Önceki bir yazıda Khan Academy'den bahsetmiştim. Bu yazıda ise özgür ve duvarsız eğitim adına neler var, daha kapsayıcı bir kaynak oluşturmayı hedefliyorum.
Daha öncesinde Tübingen Üniversitesi'nin videolarını (1999) internette yayınlamasına rağmen, Massachusetts Institute of Technology'nin (MIT) 2002'de MIT OCW'yi kurması ile açık ders malzemeleri dünyada yankı buldu. MIT'i birçok öncü üniversite izledi. Geçtiğimiz yıl kurulan ve bu içeriği bir çatı altında tutmayı hedefleyen AcademicEarth'den hangi üniversitelerin içerik sağladığı görülebilir. Benzer şekilde OCWConsortium da yararlı olacaktır. Üniversiteler A.B.D. ve İngiltere merkezli. Türkiye'den bu işin öncüsü ODTÜ oldu ve bu adreste derslerin bir kısmını açtı.
Bazı üniversitelerin Youtube'da resmi kanalı mevcut (dersli: MIT, Stanford, Berkeley, Yale, Michigan, TUDelft [Flemenkçe], derssiz: CMU, Duke). Çoğu videonun altyazısı da var. Bahsettiğim KhanAcademy de bir Youtube kanalı.
Temel dersler yerine güncel sunumların veya fikirlerin takip edilebileceği kaynaklar da çoğalıyor: GoogleTechTalks, TED, VideoLectures.
Bunlar dışında açık üniversiteler de kuruluyor. Örneğin ProjectPolymath bunlardan biri.
Not: Aslında yıllar öncesinde ülkemizde kurulan Açıköğretim Fakültesi var fakat her ne kadar adında "açık" sözcüğü geçse de içeriğinin kısıtlılığı ve yaygın iletişim araçları teknolojisini (ör: internet üzerinden video yayınları) takip edememesinden dolayı listede yer veremiyorum.
Çıktı alıp okumak?
Sevgili okurlar, bir konuda sizin nasıl davrandığınızı merak ediyorum. Yıllardır ekran karşısında çalışmama rağmen ben dijital olarak makale okumayı sevmiyor ve pek beceremiyorum, çıktı alıp okumayı tercih ediyorum. Kod yazmak gibi işler dışında yoğun odaklanma gerektiren işler için de durum benzer. Sadece matematiksel konularda değil, köşe yazısı tadında beğendiğim bir yazı olursa da çıktı alıp okuyorum. Bu konuda görece dirençli olsam da, ekrandan okurken linkten linke atlıyorum ve saatler sonunda rüzgar hiç beklemediğim limanlara sürüklemiş olabiliyor beni. Fakat yazılı bir metine daha iyi odaklanıp, anlamadığım ya da eksik kalan kısımları tekrar dönmek üzere atlıyorum, dış kaynaklardan bakmam gereken şeyleri çok çok acil değilse sonra araştırmak üzere not ediyorum. Birkaç sayfa metin tüm günümü alabiliyor fakat gün sonunda çok daha anlamış hissediyor ve tatmin oluyorum. Google, vb. arama motorlarını modern kütüphane görevlileri gibi düşünüp kaynak taramak için onlardan yararlanmak ile belli bir materyali derinine hazmetme dengesini sağlamaya çalışıyorum.
Merak ettiğim ise şu: Siz makaleleri ekrandan sıkıntısız okuyabiliyor musunuz? Durum böyle ise nasıl not tutuyorsunuz ve ilerisi için saklıyorsunuz? Yoksa siz de okumanız gerektiğini düşündüğünüz makaleleri çıktı alıp mı okuyorsunuz? Sizce bu ilişki yöntemlerinin algıda farklı sonuçlar vermesinin sebebi ne?
Yazıyı sonlandırmadan son soru için ilginç yorumlar vereyim. Bana göre link muhteşem bir buluş, fakat sıklığı artarsa hiç bir şey öğrenememenize sebep oluyor. Birinci temel neden bence bu. Bir diğeri de karşıya bakmak ile masanın üstüne bakmak. Yani, aşağı-karşıya bakmak. Bu fark, sebebini bilmediğim şekilde algımızı çok etkiliyor.

