ismailari.com

İsmail Arı'nın anasayfası

Aralık 2009 için arşiv

Friendfeed kullanımına güzel bir örnek

Yorum yapılmadı

Geçtiğimiz aylarda FACETS Codejam#3’e katılmıştım. Sunumlar olurken dikkatimi çeken bir nokta organizatörlerin Friendfeed’i çok verimli kulanması oldu. Organizasyon pratik bilgi içeriyordu ve sunumlarda bol bol kütüphane adları, işlevleri, vb. referanslar geçiyordu. Normal olarak bunlar akılda kalmıyor, ya da o an yeri gelmişken bahsedilen şeyler sunumlarda bulunmayabiliyor. Friendfeed’de bir kanal açılmış, sunum esnasında fikirler ve referans bağlantıları eşzamanlı olarak dinleyicilerce buraya düşürüldü.

Bu ilginç de bir bakış açısının göstergesi aslında. Friendfeed tarzı ortamlar bu şekilde kullanılınca çok güzel bir fikir/bağlantı havuzu olabiliyor. Gün geçtikçe, konferanslarda katılımcıların daha yaygın biçimde dizüstü kullandığını düşününce bu yaklaşım verimli bir şekilde kolaylıkla uygulanabilir.

13 Aralık 2009, Kategori: Genel,

Nerde o eski kodlar

Yorum yapılmadı

Ne yazık ki uzun süredir, teknik bir yazı paylaşamıyorum. Buna üzülüyorum ama elimden gelen pek bir şey de yok. Çok çok yoğun olmamın yanında, başka sebepler de var:

  • Önceden bazen yaptığım gibi gelişigüzel kod ile burayı kirletmek istemiyorum. Güzel şeyler yazmak istiyorum, gözüm kesmeyebiliyor.
  • Daha kolay üretilebilecek, daha çok etki edebilecek, daha güzel bir içerik nasıl hazırlanabilir diye uzun uzun düşünüyorum. Uzun süre de düşünmekle yetinebileceğim sanırım. Bazı şeyleri yazıyla anlatmak zor. Hele matematikselse, yandık. Anlamak daha da zor!
  • Paylaştıkça bunun ölçüsünün/sınırının zorluğunu keşfediyorum. Yani yapılanın paylaşılması değil de, paylaşmak için yapılan taramalar. Bu, biraz falan değil çok çok sakat insanın gelişimi için. Topluluğun beyni ile bireyin beyninin sınırını yakalamak zor.
  • Çok ama çok yoğunum. Geçmişi toparlamakla meşgulum. Hayat mezun olunca daha da zorlaşıyor. Öğrenciyken (ders alma safhasında) farkında olunmayan bir şey var; insanın yaşadıklarının sorumluluğu (action maintenance diyeyim buna) zor be kardeşim. Geçmişinizi sürekli görücüye çıkarmanız lazım (yani demo yapmanız lazım). Attığınız her adım ilerde de devam ettirmeniz gereken bir yüke dönüşebiliyor. Yap-devret çalışabilsem koparım! Daha da dönmem o işe.
  • İlgilendiğim şeyler değişiyor. Bu işe başlarkenki ilgi alanlarım ile şu ankiler farklılaşabiliyor. Bunlara giriş, gelişme yapmıştın, hani sonucu diye aklına gelen olursa haklıdır. Ama dönüp kendine bakarsa benden, senden, hepimizden bir parça bulur sanırım.
  • Bloglar, benim bir yönüme hitap eden içerik barındırıyor. Fakat diğer bir yönüm var ki, bana niye ilgi göstermiyorsun diye kabuslarıma giriyor. Onun hazineleri kitaplar, kağıt, kalem.
  • Ben çok çabuk sıkılan bir adamım. Bir şeyi yapayım, öğreneyim, bu süreçte herşey harika. Sonrasında bir daha uğraşmak, devam etmek çok zor geliyor.

Bunlardan daha farklı olarak da şunu farkettim: İnsan birebir uğraştığı değil de biraz olsun farklı alanlara savrulmak istiyor nefes almak için. Buna zorunlu hissetmediğim ama kendimce eğlenceli bulduğum konularda yazmak iyi geliyor.

Güncel araştırma konularım ile ilgili yazamıyorum pek. Bunun olası sebebini D. Lemire güzel açıklamış. Aynı yerdeki bu bağlantı da benim his ve deneyimlerime çok yakın.

Şu vaziyette biraz daha gezgin yazıları yazabilirim. Zaten şu sıralar 49 derece kuzey, 8 derece doğuda, memleketimden uzaklarda özlem içindeyim. Rüzgar hangi limana sürüklerse artık. Okur mudur, yazar mıdır mevzu bahis? Yazar kendini kayırarak, yazıyı kayırır, bundan sevgili okur da nasiplenir ümit ederim.

11 Aralık 2009, Kategori: Genel,

Oturgaçlı götürgeç meselesi

2 yorum yapıldı

Çevremde ne zaman dil muhabbeti geçse, biri çıkar ve "oturgaçlı götürgeç" lafını muhabbete tuz biber eder. Bunu kim çıkarmış bilmiyorum, gerçek olduğundan da çok şüpheliyim. Olmuş veya olmamış, mesele bu da değil zaten. Bir kurumla bir dil nasıl tamamen örtüştürülür, o da ilginç. Asıl mesele, insanların daha rahat ve anlaşılır bir dille bilgiyi aktarabilmesi ve alabilmesi. Bazı kimseler, böyle cımbızlanmış birkaç şeyde takılmayı çok seviyorlar. Bir kelimeye takılıp, tartışılan konunun özüne dönmek ne kadar zorlaşıyor.

Bence insan kullandığı dile dikkat etmeli, düşünsel seviyesini ifade edebileceği kapasiteye ulaşması için yeri geldiğinde o dil için emek sarfetmeli, onu geliştirmeli. Aynı programlama dillerinde olduğu gibi; bir dil, değişen ihtiyaçlar doğrultusunda gelişmezse, gün geçtikçe kullanılmaz ve yetersiz olmaya başlar. Yeni diller, eski kullanımların üstüne inşa edilir. Tutuculuk yapmak, o dili öldürür. Diller birbirlerinden hem sözdizimi (sentaks) hem de fikir alırlar, almak zorundadırlar.

Yazının tamamını okuyun »

4 Aralık 2009, Kategori: Genel,